Ana içeriğe atla

Guido Cavalcanti'den İki Şiir


Guido Cavalcanti (d. 1255, Floransa - ö. 29 Ağustos 1300, Floransa)
XIII

Gözlerimden kalbime girip
Uyuyan zihnimi uyandıran siz,
İç çekişlerle Aşk'ın mahvettiği
Acılı hayatıma bakın.

Öyle şiddetli çarpıyor ki Aşk,
Narin tinler kaçıp gidiyor:
Sadece çehrem kendini koruyor
Ve acılardan söz eden çaresiz sesim.

Aşkın beni yıkan gücü
Soylu gözlerinizden çıkıverip hızla
Bir ok sapladı bağrıma.

İlk atışta öyle doğrudan geldi ki darbe,
Ruhum, titreyerek, kalakaldı
Kalbimin sol yanının öldüğünü görünce.


XIV

Eğer Merhamet tümüyle unuttuysa beni,
Kalbim Sadakatten vazgeçmez yine de,
Aksine, karşılıksız hizmet etmeye çalışır
Onun acımasız yüreğine.
   Ve benim gibi hissedenler, inanır buna;
Ama kim görür (elbette hiç kimse),
Aşk'ın yüceliğinden bir tin verdiğini bana,
Ölen, bedene bürününce?
   Çünkü iç çekişlerini başlatana kadar
Bedenimi sardığında zevk,
Âdeta kalbime
Tatlı bir sevgi yağar
Ve şöyle derim: "Hanımefendi, tümüyle size aitim."


Guido Cavalcanti

(çev. Kemal Atakay)








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ergin Altay ile Rusçadan Türkçeye Çeviriler Üzerine Bir Röportaj / M. Milât Özçelik

Ergin Altay 1937'de Edirne'de doğdu. Babasının devlet memuru olması nedeniyle çocukluğu Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçti. 1953''te Kuleli Askeri Lisesi'ne girdi. Orada kendi isteğiyle yabancı dil olarak Rusça'yı seçti. 1956'da DTCF Rusça bölümünden mezun oldu. Askeri Lise'de Rusça öğretmenliği yanında Rusça'dan Türkçe'ye çeviri ile ilgilenmeye başladı. İlk çevirisi Yusuf  Ziya Ortaç'ın  "Akbaba"  dergisinde yayınlanan Zoşçenko'dan bir öyküdür. Daha sonraları özellikle Dostoyevski ve Tolstoy başta olmak üzere çeviriler yaptı. Puşkin, Gogol, Çehov, Gonçarov, Lermontov, Gorki, Bulgakov, Turgenyev çevirdiği diğer yazarlardandır. Mesleğini günümüzde de sürdürmektedir.  * Rusçadan Türkçeye çok sayıda kitap çevirdiniz. Neredeyse tüm klasik Rus edebiyatını sizin çevirilerinizden okumak mümkün. Rusça’dan Türkçe'ye yaptığınız çeviriler için neler söylemek istersiniz? Mütemadiyen karşı karşıya kaldığınız so...

Bir Serencam: Bibliyofil Konuşmaları (2019–2022)

Bibliyofil Konuşmaları (2019-2022)   Selçuk Altun için yazdığım ‘ön-yazı’nın altında 3 Ağustos ’19 tarihi var. 40. ‘konuşma’yı yaptığım Orhan Koçak’ta ise 25 Ağustos ’22. Üç haftalık bir sapmayı göz ardı edersek, tam 3 yıl sürmüş. Konuşmalar’ın ortalaması ay bazında bir’in altında. Fena değil. Üniversitede okurken bir dergi çıkarmak istemiştim. Başarabilseydim, iki ayda bir çıkacaktı. Çıkarmayı arzu ettiğim derginin kalibresine uygun yeterli sayıda insanı dâhil edemeyeceğimi bildiğimden, Pessoa gibi, farklı türlerde yazacak kadın-erkek 6 müstear isim belirlemiştim bile! Ama, işte, ‘yazı’ konusunun bir dergiyi vâr etmekte belki de en tali şey olduğunu kısa süre sonra anladım. Tek başıma olduğum için ‘diğer’ işlerin altında ezildim ve bana güvenip gelen birkaç çeviriyi, kritiği sahiplerine iade etmek zorunda kaldım. Zaten hedefim, 4. Sayıya ulaşabilmekti. Çünkü Paul Nizan’ın Fesat’ında okumuştum: “Dergiler her zaman batarlar. Deneyin dolaysız bir verisidir bu.” Ayrıca, aynı sayfa...

Annem, Sarah Kane ve Carol Ann Duffy

Bir tavsiye bekledim. Saygı duyabileceğim bir kadından. Bugüne kadar hep erkeklerden öğüt aldım.” Susan Sontag,  Alice Yatakta Annem bahar temizliğine başladığında ev bir şantiye alanına dönüşürdü. Yaş aldıkça sorumluklarımın derslerimi çalışıp saygılı bir çocuk olmaktan ibaret olmadığını anlamış, beş çocuklu, çilekeş bir annenin yükünü bir nebze olsun alabilir miyim telaşına düşmüştüm. Perdeleri takmak benim işimdi mesela. Bütün muhalefetime rağmen vazgeçmediği “duvar silme” işinde de kardeşlerimle beraber ön saftaydık. Konu komşu nezdinde “örnek çocuklar” olarak gözüksek bile, bu büyük temizlik ayininin her aşamasında mırın kırın ederdik aslında. “Ev temiz zaten, ne gerek var?” ya da “Daha iki ay önce bayram temizliği için evi altüst etmedin mi anne, bahar da neymiş?” Bu türden söylenmelerimiz yerini bulmaz, tebessümle karşılanırdı. Ama bazen de lafını esirgemezdi: “Sen ne anlarsın salak oğlum, çok konuşma da şu bezi sıkıp getir bakalım...” Yerlerin ikinci silinişinden sonra halı...