Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bibliyofil Konuşmaları #30: Ferit Burak Aydar

    Yazar, çevirmen, spor spikeri. Onlarca çevirisi, editörlüğünü üstlendiği bir o kadar yayın ve pek bilmediğim bir yönü olan tenis spikerliğini göz önünde bulundurduğumda,  Ferit Burak Aydar ’ın meslekî unvanlarını saymaya yazarlıktan başlamanın en doğrusu olacağını düşündüm. Tabii ki hepsinden öte ve önce sıkı bir okur. Okurluğunun önemli nüvelerinden biri yakınlarda “Hamlet'in Bağlanan Basireti Üzerine” (Sel Yay., 2020) isimli bir inceleme ve daha da yakınlarda “Klasik Okumaları 1 - Kahramanlar Çağı” (Sel Yay., 2021) olarak göründü. Aydar, yalnızca çevirmen olarak kalsaydı bile –ki, bizim gibi ülkelerde sadece ‘kültür taşıyıcıları’ değil, kendilerine ‘entelektüel sorumluluğu’ yüklenen kişilerdir çevirmenler; bu alan onlarsız dolmaz, doldurulamaz– entelektüel forum içinde şimdiden hissedilir bir yeri dolduruyor olacaktı. Oysa o, şimdilik sayısı 4’ü bulmuş, devamının, en azından Klasik Okumaları bağlamında süreceğini bildiğimiz kitapların da yazarı. Aydar’ın, hâlihazırda “Spotify
En son yayınlar

Bibliyofil Konuşmaları #29: Mehmet Fatih Uslu

    Mehmet Fatih Uslu  ilginç bir akademisyen. Tebrikler kadar tepkileri de oldukça erken bir yaşta çevresinde toplamayı başardı. Eski yıllardaki canlılığını yitirmiş ‘kültür ortamımızı’ bir güzel dürttü. Söyleyecek sözü olanlar yazıları için en uygun mecraları arayıp buldular. Vesile olduğu tartışmaya dair güzel yazılar okuduk. Sonuçta kazanan edebiyat oldu! Malûm tartışmalardan bende kalan, Fatih hocanın toplumumuzdaki her kesimden insanın sesine nezaketle kulak vermesi, farklı düşünceleri sonuna kadar dinleyen biri oluşu oldu. Memleket meselelerine dair ‘ümitvar’ olmamız için yeterince sebebimizin olduğunu düşünüyorum, ben de. Yalan yok, Fatih hoca ile hemşeri olduğumuzu fark ettiğimden bu yana, daha bir dikkatle izler oldum onu. Halihazırda yaptıklarının ve yapacaklarının benim safiyâne duygularımın ötesinde olduğunu biliyorum. Uslu, bence zamanla “Bilkent Ekolü” olarak anılacak olan, lisans eğitimini başka bir alanda yaptığı halde doktorasını edebiyat üzerinden yapmış bir grup gen

Bibliyofil Konuşmaları #28: Ali Yaycıoğlu

Malûm, ‘albatros’ denizler üzerindeki kardeşidir şairin: Ozan da benzer o bulutlar kralına oklar, fırtınalarla sarmaş dolaş olan. Düşmüş yeryüzüne yuhalar ortasında, çekeceği var onun dev kanatlarından. (Baudelaire, çev. Abdullah Rıza Ergüven)   Marco Polo’nun maceralarını Kristof Kolomb da okudu, ondan ilham aldı. 24 yıllık uzun bir yolculuktan sonra evine, ülkesine dönüp zengin biri olarak ölen Polo’nun hikâyesini altın elde etme hırsıyla besledi. Seyir Defterleri’nde Çin’e Cathay/Khatay, Japonya’ya Sipangu dedi o da. Dünyanın küçük olduğunu ise Aristoteles ve Avenruiz’den öğrendi...   Calvino’nun Görünmez Kentler’de “cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var...” sorusunun tatmin edici bir cevabının olmayışı gibi, Coleridge’in Yaşlı Gemici’sinin albatrosu neden öldürdüğünün de anlamlı bir cevabı yoktur. Anlamlı olan tek şey aramak ve anlamaya çalışmak olmalı.   Ali Yaycıoğlu  bir tarihçi olarak dünyayı (ya da dünyanın belli bir aralıktaki küçük bir bölümünü, bir kısım ‘düny

Bibliyofil Konuşmaları #27: Murat Belge

    Thomas Hardy’nin “Adsız Sansız Bir Jude” adıyla çevrilen romanında Şarlatan Vilbert adında bir ‘tip’ vardır. Romanın başat karakterlerinden biri değildir, birkaç kez görünür o kadar. Romanın başkişisi olan Jude, gece karanlığında Şarlatan Vilbert’i olağanüstü uzun bir şapkayla kuyruklu bir ceket giymiş olarak, gürültü çıkarmayan çizmeleriyle uzun bacakları üzerinde ilerlerken görür ve yalnızlıktan artık canı sıkılmaya başladığından, adama yetişmek için hızlanır.   (Kitabın İletişim Yayınları’nda 1991’den bu yana yapılmış 3 farklı basımında kullanılan kapaklar içinde açık ara en güzeli 2008 basımıdır. Fotoğrafın öncülerinden Calvert Richard Jones’un, arkasına Vezüv Yanardağı’nı almış halde çektiği “Sallust’un Evi” [Pompeii, 1846.] isimli fotoğrafının kullanıldığı bu basımdaki uzun şapkalı düşünceli adamın ‘bizim’ Şarlatan Vilbert’i anımsatmasından öte, sayfalar ilerledikçe yok oluşa doğru giden bir ailenin encamını yansıtması açısından da özeldir. Bu yanıyla, bir kitabın ruhunu yats

İthaka’ya Dönüş: Enoch Arden

Homeros’un (M.Ö. 9. Yüzyıl) manzum destanı İlyada 10 yıl süren Truva Savaşı’nı, Odysseia ise Odysseus'un İthaca'ya, evine dönünceye kadar geçen 10 yıl boyunca başından geçenleri anlatır.   Odysseus, evine dönmek için yola çıkar ama yolculuk umduğu gibi olmaz. Yirmi yıllık bir ayrılıktan sonra karısı Penelope, oğlu Telemakhos ve Odysseus’un öldüğünü iddia eden şehrin yöneticileri ülkeyi yönetmeye başlamışlardır. Yeniden tahtına ve evine kavuşmak isteyen Odysseus, oğlu ve İthaka’nın hükümdarı olmak isteyen bir grup soylu ile mücadele etmek zorunda kalacaktır. ∭ Victoria Çağı/Dönemi, İngiltere Kraliçesi Victoria’nın 1837-1901 arasındaki uzun hükümdarlığında İngiltere’de yaşanan muazzam kültürel gelişmeleri ifade etmekte kullanılıyor. Bu dönemin şiirle ilgili en önemli temsilcisi olarak kabul edilen Alfred Tennyson’ın (1809 - 1892) Enoch Arden (1864) isimli manzum hikâyesi Kasım 2018’de Tamer Gülbek çevirisi ve VakıfBank Kültür Yayınları (VKY) etiketiyle Türkçedeki yerini almışt

Bibliyofil Konuşmaları #26: Laurent Mignon

Bir gün hayat hikâyemi yazmam icap ederse, üzerimdeki etkisini inkâr edemeyeceğim kitaplara ve onların sevgili yazarlarına göre tasnif etmek isterim kitabımı. Okurluğumu bir serüven olarak gördüm hep. Kitaplarla olan karşılaşmalarımı doğunun kıssaları gibi anlatabilirim size. Çünkü anne-baba gibi sevgili-kardeş gibi ‘geçilmez’ şeyler benim için kitaplar... Belli bir yaşa kadar değil ödünç kitap, tavsiye olarak bile iyi bir kitap önerisi alamadım çevremden. Öyle bir çevrede büyümedim. Ama ziyanı yok, her şey çok daha güzel oldu: bu sayede –alelade sahaflarda– karşıma çıkan kitaplarla neredeyse sezgisel bir ilişki kurdum ve çok az karavana attım!   2009 yılıydı sanırım; Laurent Mignon ’un Gezginin Günlüğü (Hece Yay., 2002) ile karşılaşmamı hiç unutmuyorum. Kitabı, adını daha önce işitmediğim Laurent Mignon isimli bir şairden yapılmış çeviriler sanmıştım önce. Meğer Mignon bizatihi Türkçe çevirmeniymiş… Yalnızca Türkçe de değil; birçok Avrupa dilinin yanı sıra Arapça, Farsça, Urduca, Gür

Peter Laugesen: Bir Ermiş

    Peter Laugesen (1942, Danimarka) harika bir şair.  Sincabın Sakladığı Sözcükler  isimli seçme şiirlerini içeren kitabı Danca’dan yaptığı çevirileriyle bildiğimiz şair Murat Alpar çevirmiş (YKY, 2011).   Laugesen'in şiirini/sesini, Wordsworth ile Prévert arasında bir yerde konumlandırdı zihnim. (Oysa  "Ermişler"  listesinde bu iki isme de yer vermiş değil.) Tabiat sevgisi ve yüksek gözlem gücüyle Wordsworth'e, şiirlerin edasındaki o alaycı ama bir yanıyla hep ince bir hüzün taşıyor oluşuyla Prévert'e... (Belki biraz da,  "Ben, şiirlerimi ayaklarımla yazarım."  diyen Voznesenski'ye yakın, şu dizeleriyle:  "şiirin ayaklarıyla ancak/ bulabilirim evin yolunu" .)   Murat Alpar kitap için yazdığı Önsöz'de, şöyle demiş şair için: "Peter Laugesen otomatik yazı, ölçülü uyaklı şiir, anlamsız şiir, bilgece şiir, felsefi şiir, aşk şiiri, doğa şiiri vb her tür şiir yazmıştır/yazmaktadır. Kitaplarında sayfalar dolduran şiirlerin arasına sık s