Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Elleri üstünde yürümeyi arzulayanların ıstırabı

Yüksel Arslan, Arture 564,  Georg Büchner ve J.M. Reinhold Lenz , 2002. İçimi Tanrı sevgisi ve inancıyla doldurmalıyım ki geçmişte yok olmuşla gelecekte kaybolan hiç değilse içimin acısıyla birleşsinler. Kayıp ne olursa olsun. Çünkü gözlerim gerçeği gizlerken kafam gerçeğin mahkemesinde yargılanıyor. —Sami Baydar,  Kâğıt Kayık Bundan dört yıl kadar önce bayram ziyareti için gittiğim memleketimin, o her taşra kentinde bir örneğini bulabileceğiniz ‘mecburiyet caddesi’nde bir arkadaşımla yürüyüp şehirde değişen ve değişmeyen şeyler hakkında konuşuyorduk ki, tanıdık bir ses beni adımla çağırdı. Geçen onca yıla rağmen değişmeyen tumturaklı sesi ve konuştukça büyüyen gözleriyle liseden arkadaşım E.’ydi bu. Yaşça büyük bir kadınla kol kolaydılar. Yanımdaki arkadaşım bir adım geride, iki eski dostun birbirini sormasını izlerken, E.’nin yanında, koluna girmiş kadının aslında annesi olduğunun belli belirsiz ayırdına vardım. Neşeyle bir oğlunun yüzüne bir benim yüzüme çeviriyordu bakışlarını.  Ne
En son yayınlar

Hasan Turgut ve Milât Özçelik: Celan ve Heidegger Üzerine Bir Tedirgin Sohbet

1) Siyasi ihtilaf, etnik farklılık ve Holokost’a rağmen Celan-Heidegger diyaloğu nasıl mümkün oldu? Bu iki tarihsel figür arasında “tedirgin sohbet” ne zaman başladı ve ilerleyen yıllarda nasıl sürdü?   Bana kalırsa bu diyalog, karşı konulması güç bir dil, şiir ve sanat ya da daha genel anlamda aşkınlık sevgisiyle mümkün oldu. Örneğin Celan, altını çizerek söylüyorum, bir Yahudi düşünür olan Adorno ile 1959'da İsviçre Alplerinde gerçekleşecek, önceden planlanmış bir görüşmeye bile-isteye gitmez. Tabiri caizse Adorno'yu eker...   Celan-Adorno görüşmesinde, görünürde "sağlıklı" bir diyalog için gerekli olan her şey yerli yerindedir: benzer bir siyasi duruş, etnik aidiyet ve Holokost acısı ya da öfkesi...   Buna rağmen, bu görüşmeye 'ihtiyaç' duymaz Celan. Şiir onun için, Meridyen adlı çok çok önemli konuşmasında da dile getirdiği üzere "şişedeki mesaj"dır. Öteki ile diyalogun zeminini hazırlayan, mümkün kılan bir şeydir... İlginçtir, sonrasında, Adorno

Kavur ve o düşsel virüs

  Fırat Özeler’i ve  Kavur ’u (2023) bir Twitter ( X)  paylaşımıyla fark ettim, öğrendim.  “Biraz oyunbaz olsun istedik” diyerek paylaştığı film afişine uzun uzun baktım önce. Gözlerini huzurla yummuş bir Ömer Kavur fotoğrafı,  “annenannemin evi” ne doğru süzülen patika yola dönmüştü yüzünü. Fotoğrafın altında kırmızı kalemle,  “Keşke her şeyi unutabilsem”  yazılmış. Bir başka yerde,  “tefeciye borç”  ve bence en güzeli, zaten bir çocuğun gözüyle hazırlanmış afişteki en anlamlı not:  “Çocukken dua ederdim.”  Bulutlar, fincan lekeleri, posta pulu, tren biletleri... Tilbe Saran, Funda Eryiğit ve Cem Yılmaz isimleri de cabası. Ömer Kavur üzerine bir belgesele kayıtsız kalamamak şöyle dursun, bu kadar güzel bir afişe hayran olmamak, aralanmış kapıdan içeri girmemek elde miydi? Şöyle bir şey yazdım Özeler’e:  “Ne kadar güzel, içten, sıcak bir afiş... Çocuk yaşta TV’de bir Ömer Kavur filmi  (Gece Yolculuğu)  ile karşılaşmıştım. O kadar etkileyiciydi ki, şimdi o ânı hayatımın ilk şiirsel karş