Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bibliyofil Konuşmaları #12: Yalın Alpay

  Çetin Altan’ın limonata tarifini bilmeyen yoktur. Olabilecek en sade biçimde tarifini verdikten sonra hayati bir meseleye dikkat çeker: “Böyle bir limonata ultra süper bir zenginlik sorunu mudur? Hayır, sadece bir yaşam sevgisiyle, bir yaşam zevki sorunudur. Bu, çok önemli midir? Bir kez gelinip, bir kez geçilen dünyayı, en sade koşullar içinde dahi, ıskalamamanın göstergesi olduğu için, çok önemlidir.”   İşbu yazı üzerine düşünürken aklıma ilk gelen şey Çetin Altan’ın yazısı oldu. Çünkü Yalın Alpay’ı okurken, dinlerken bir yanıyla hep ‘yaşama sanatı’ndan dem vurduğu intibaı oluştu bende. Bu, çok önemlidir.   Lafa dedikodunun faydalarından başlayıp simülasyon çağında roman okumaya, şairin dediği gibi oradan oraya/oradan oraya , sonra kıskanç Almanya’ya ve onun tarihçi sinemacılarına doğru… İlker Canikligil’in Yalın Alpay ile yaptığı apaçık video-söyleşilerin benim için ilginç yanlarından biri de şu oldu: her defasında, bir entelektüelin retorik konusunda bu ölçüde mahirleşmesinin ard

Bibliyofil Konuşmaları #11: Murat Menteş

Murat Menteş romanları için söylenebilecek en güzel sözleri bir okuru ekşisözlük’te yazmış aslında: “bu adamın romanlarını yaz yağmurlarına benzetiyorum. doğası gereği mucizevi şeyler. yaz sıcağının ortasında yarım saat de olsa yağıp serinleten mucizevi yağmurlar gibi serinletici bir mizah anlayışına sahipler. ve yine yağmur gibi hareketli kitaplar. bir dakika bile duralamıyor, olaylar yağmur gibi yağıyor. ve yaz yağmurları gibi çabuk bitiyorlar.”   Kara Kitap’ ta bu duruma ilişkin bir bölüm vardı sanki: bir yazarın, hayatında yalnızca bir kez bile karşılaşsa kendisini bahtiyar addedeceği o muhteşem okurun sözleri mi yoksa bunlar? Şüphesiz bir yazı adamının okurunun gözünden -daha yaşarken!- böyle tarif edilmesi çok kıymetli… Milenyum, Y ya da Z kuşağı; ne derseniz deyin, dünya ile entegre bir hayat süren, hızlı yaşasa bile duyarlı bir hayat sürme gayreti içinde olan, kimilerine göre ‘ekran yaşlı’ kimilerine göre dijital çağın gereklerine ayak uydurmuş bir nesil ile aynı dili konuşuy

Bibliyofil Konuşmaları #10: Sinan Ulakcı

Teknolojinin sunduğu iletişim imkânları sayesinde ve ölçüsünde biliyorum Sinan Ulakcı ’yı. Özgünlüğünü ve entelektüel birikimini fark etmemek olanaksızdı. Zaman içerisinde üretimlerinin ve blog yazılarının takipçisi oldum. Dergilerde şiirlerine denk gelmiş olabilirsiniz. Dünyada ama varla yok arası bir şair o. Ya da William Hazlitt’in veciz ifadesiyle, dünyada ama dünyadan değil:  “Ne mutlu bizzat kendi varoluşlarının rüyasında yaşayan, herşeyi kendi zihinlerinin ışığında görenlere; ne mutlu bilgiyle değil, inanç ve umutla yürüyenlere; ne mutlu gençliklerinin rehber yıldızı hâlâ uzaktan parlayan, içlerine dünyanın ruhu henüz girmemiş olanlara! Onlar henüz “okçular tarafından yaralanmamış”tır, onların ruhuna demir henüz işlememiştir. Ok sağanağının ortasında, ölümle içiçe yaşarlar, kendilerine gelebilecek zarardan habersizdirler. (...) Dünya onları yakalayamaz. Onlar dünyadadır ama dünyadan değillerdir; bir rüya, bir izzet hep onların yanıbaşındadır.”  (Çev. Armağan Ekici, Aç Yazı-5, No