Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bibliyofil Konuşmaları #17: Turgut Çeviker

Şimdi hangi yıldı, nerede okudum anımsayamıyorum ama yıllar önce  Turgut Çeviker  hakkında ilk ağızdan ‘yaşanmış’ bir hikâye okumuştum. Ne zaman bir kitapçokseverin kitaplarıyla kurduğu ilişki hakkında düşünsem aklıma bu hikâye gelir…   Yanlış hatırlamıyorsam yeğeni tarafından yazılmıştı, gayet kısa: bir gün, evi tıka basa kitap dolu olan Turgut Bey ve yeğeni mutfakta otururlarken anlam veremedikleri bir sebepten ocağın üstü alev almış. Gözü alevleri seçer seçmez anında havaya fırlamış Turgut Bey ve yüksek sesle KİTAPLARIIIIIM diye ünlemiş! Olaya tanıklık eden yeğeni, ateşi hemen söndürdüklerini ama yangın çıkma ihtimalinden çok Turgut Çeviker’in verdiği ilk tepkiye şaşırdığını yazıyordu. İşte bütün mesele: önce kitap, sonra can!   Hiç tartışmasız bu kez Türkiye’nin mizah ve karikatür tarihi konusundaki en yetkin ismini ağırlıyorum Konuşmalar’da. Bundan kıvanç duyuyorum. Turgut Bey’in ihtişamlı CV'sine internetten ulaşabilirsiniz. Benim o CV’de en sevdiğim şey İris Yayıncıl

Bibliyofil Konuşmaları #16: Hasan Bülent Kahraman

    2000’lerin ilk yıllarında ister kültür-sanat ister ‘lifestyle’ türü bir şey okuyun, 3-5 yazıda bir mutlaka şöyle bir terimle karşılaşırdınız: ‘kitsch’ . Neyin nesiydi ‘kiç’ diye okunan bu Almanca terim? Niçin çoğu ‘yazar’ kelimenin doğru okunuşunu ya da neyi ifade ettiğini bile paylaşmadan, ona buna kitsch deyip duruyordu… Kavramın paylaşılma biçiminden ve yazıda kendisini gösteren heyecandan yeni bir şey olduğu anlaşılıyordu.   Görsellik çağındaydık artık; üretim araçları değişmiş, tüketim kültürü ile kitsch olan çok daha fazla şey girmişti hayatımıza. (Hoş, 20. yüzyıl da öyleydi.) Öyle ki, 80’lerin sonlarına doğru (diskonun son günleri!) Jeff Koons gibi biri peyda oluyor ve Ali Artun’un deyişiyle kitsch’i resmileştiriyor, sanatı zehirliyordu.   Neyse ki sonunda bu kavram hakkında ciddi okumalar yapmak için hangi esere başvurmam gerektiğini söyleyen birkaç yazıyla da karşılaştım, hepsi aynı kitabı söylüyordu: “Sanatsal Gerçeklikler, Olgular ve Öteleri…” 3. baskısı ile Agora Kitap

Bibliyofil Konuşmaları #15: Beşir Ayvazoğlu

  Okuyan bir çocuk değildim. Liseli yaşlarımdayken bile beni okumaya teşvik etmek için akşamları eve kitapla gelirdi babam. Bugünden bakınca pek matah şeyler getirdiğini söyleyemem ama yine de ne yaptıysa ‘okuyan bir evlat’ olamadım.   Tam benden ümidini kesmişti ki bir şekilde kendi yolumu kendim buldum. Bilinçli olarak 20’li yaşlarımın başında okumaya başladım diyebilirim. Bazen, birkaç dizelik bir alıntı bile başımın dönmesine yetiyordu. Edebiyat virüsünü bir şekilde kapmıştım…   Tam da böylesi günlerimde elime geçen Türk Edebiyatı dergisinin Behçet Necatigil dosya konulu sayısını unutamam (s. 436, 2009). O gün bugündür başucu şairlerimden biri olarak kabul ettiğim Necatigil ile beni ‘hakkıyla’ tanıştıran derginin yayın yönetmeniydi Beşir Ayvazoğlu . (2015 yılında ayrıldı dergiden.)   Bu sayıdan sonra – radyo oyunları dahil – bulabildiğim her kitabını okuduğum Behçet Necatigil’in üzerimde bıraktığı derin etkiyi yansıtan küçük bir şiir yazdım: “ Necatigil İçin ”. Birkaç şiirimle bir

Bibliyofil Konuşmaları #14: Cihan Aktaş

  Aşağıdaki soruların da bir hikâyesi var. Her biri farklı tecrübelerin, dönemlerin, kişi ve eserlerin hayatım üzerindeki tesiri sonrası dile gelmiş şeyler. Belki bir gün bu da yazılır…   4. soruda geçen,  “En uzun süre aradığınız kitabı ve başınızdan geçenleri paylaşır mısınız?”  cümlesini Cihan Aktaş ’ın unutamadığım bir yazısından hareketle sormuştum. ‘Unutamadığım’ diyorum ama yazının adını da hangi yıl ve hangi mecrada yazıldığını da hatırlamıyorum. Unutamadığım, kitaplarla kurduğum aşkın bağın filiz vermeye başladığı günlerde okuduğum bu yazının zihnimde bıraktığı o güzel tattan başka şey değil.   Düşsel bir atmosfer içinde sürüklenen bir okurdan, zannediyorum bizzat kendisinden bahsediyordu Cihan Hanım. Ülke sathında birkaç şehri (hatta biri de Manisaydı!) kat ederek aradığı bir kitabı ve arayışın hikâyesini aktarıyordu. Bulunması zor bir kitap olmasa bile aramanın, yolda olmanın melankolik ruh hâlinden söz ediyordu…  Yeni Hayat ’ın mühendis kahramanı da biraz böyle değil miydi?

Bibliyofil Konuşmaları #13: Barış Yarsel

İnternetin adım adım yayılıp geliştiği günlere şahitlik ettiğim için kendimi şanslı hissediyorum. İnternet, benim gibi taşra kentlerinde doğmuş, kitaplar üzerine konuşacak arkadaş bulamayan gençler için büyük bir nimet oldu. Yaygın kabulün aksine, ‘sanal dünya’da, günlük hayatta olduğumdan daha çok ‘kendim’ oldum ben. Bu sayede de harika arkadaşlar edindim.   Barış Yarsel bu isimlerin başında gelir. Tanışmamızdan evvel, internetin hangi makamına çıktıysam, onun ve arkadaşlarının Fütüristika’sından izler gördüm. Onu zihnimde “Fütüristika’nın editörü” olarak konumladım hep. Arkadaşlığımızdan gönendim.  Keşfettiğim ya da derinleşmek istediğim nice yazar, şair ya da yönetmeni Fütüristika’daki yazılarla çoğalttım çünkü. Sarah Kane’den Yesenin’e, Chris King’den Larisa Shepitko’ya kadar karşılaştığım onlarca yazıya ilişkin o ilk heyecanımı bugün gibi hatırlarım.   2015 yılıydı galiba, Kadıköy’de buluştuk. Heyhat bir daha görüşmek kısmet olmadı. Nasıl bir kültür aşkıysa, şu dünyadaki ilk ve t