Ana içeriğe atla

Kayıtlar

W.G. Sebald'ın Kaleminden Robert Walser ve Yedi Portresi

ROBERT WALSER (1878 - 1956)

Robert Walser'in hayat hikâyesinde bıraktığı izler öyle silikti ki rüzgâr onları az kalsın alıp götürecekti. En azından 1913 baharında İsviçre’ye döndüğünden beri, gerçekteyse elbette başından itibaren, dünyaya pamuk ipliğiyle bağlıydı. Hiçbir yere yerleşemedi, en ufak malı mülkü dahi hiç olmadı. Ne evi vardı ne uzun süreli bir dairesi, tek bir mobilyası olmadığı gibi kıyafet namına da olsa olsa bir günlük bir de yabanlık elbiseye sahipti. Yazarların zanaatlarını icra etmek için gerek gördüğü şeylerden bir tanesine bile benimdir, demedi. Kitaplara gelince, sanıyorum kendi yazdıklarına bile sahip değildi. Okudukları çoğunlukla ödünç alınmıştı. Kullandığı yazma kâğıdı bile ikinci eldi. Nasıl ömrü boyunca hiç mal mülk sahibi olmadıysa, insanlardan da aynı şekilde uzak kaldı. Başta en yakınları olan kardeşleri ressam Karl ile güzel okul hocası Lisa’dan bile gitgide uzaklaştı, ta ki, hakkında Martin Walser’in dediği gibi, bütün kimsesiz yazarların en kimsesiz…
En son yayınlar

Dmitri ve Biz

21:47 Yaklaşık 20 dakika önce sigara paketimde yalnızca bir dalımın kaldığını hatırlayıp bakkala yürüdüm. Şort bile değil, kapriyle oturuyordum ama akşam vakti bile olsa böyle dışarı çıkamazdım. Terlikle filan da olamazdı… İlhan Şevket Aykut, siz de mi böyleydiniz? Çorap, pantolon; bütün urbalarımı muntazaman giyindim. Yalnızca tişörtüm. O biraz pejmürdeydi. Öyle olmalı zaten. Bu beni saklar.
21:52 Dmitri Frolov. Böyle bir yönetmen keşfetmiştim işte. Fotoğrafını görmek istedim. Kıyak bir herife benziyor. Melankolik. Artaud’nun gençliğini andırıyor. Sıcak denizlerden uzakta, 70 yıl sonra doğmuş. Babamla yaşıt. İlginç.
21:57 Ezan okunuyor. Odaklanamıyorum.
22:02 Nasıl film lan bu… Kimden ve kaç kişiden bahsedicem ben… Alexander Blok, Edvard Munch, Sergei Oskolkov, Ersan Erdura (sen nerden çıktın), Dmitri Frolov… Bildiğim şu ki, sigaraya çıkmadan evvel bu yazıyı yazabileceğim konusunda daha cesur olduğum. Eski malumatfuruşluğumla uzunca bir şeyler geveleyip yazıyı Fütüristika! ekibine (“sıradaki…

Ey istem...

“(…) Torino’nun meydanlarından birinde durum en çarpıcı halini aldı.  Nietzsche bir arabacının atını kırbaçladığını görmüştü. Kollarını atın boynuna sardı ve gözü yaşlı bir şekilde yere çöktü. Hayatını, insan merhametinin zayıflığını eleştirerek geçirmiş bir adamın son aklı başında hareketi derin bir acımaydı.” *
Ey istemim benim, sen her zorluğun mucizesi zorunluğum benim! Koru beni bütün küçük yengilerden! Sen yazısı ruhumun, yazgı dediğim! Sen içimdeki! Üstümdeki! Koru ve esirge beni bir büyük yazgı için! Ve son büyüklüğümü, istemim, esirge en sonuncun için, — ki amansız olasın yengin içinde, Ah; kimler yenilmedi ki kendi yengilerine! Ah, kimlerin gözü kararmadı ki o esrik alacakaranlıkta! Ah, kimlerin ayağı kaymadı ki ve unutmadı ki yengisinde —ayakta durmayı! — —Ki ben bir kez dolu ve olgun olayım büyük öğlede: dolu ve olgun, tıpkı eriyik maden gibi, şimşek yüklü bulut gibi, şişmiş meme gibi: —dolu ve olgun kendimle ve en gizli istemim için, okunu özleyen bir yay, yıldızını özleyen bir …

Çölün “Sorbonne”u

Aşağıda okuyacağınız yazıyı çok severim. Benim için özeldir. Yıllar içinde, yalnızca özel bir kıymet atfettiğim üç-beş insanla (ve “lütfen hak etmediğini düşündüğün kişilerle paylaşma” ricasıyla) paylaştım. Artık anlamlı gelmiyor böyle şeyler. Blog’a da ekledim ki ilgisiyle buluşsun, mümkünse okuruna fayda sunsun, keyif versin… Yazı, okul kütüphanesinin süreli yayınlar bölümü eşelediğim günlerden kalma. O vakitler, okumaktan büyük keyif aldığım ve beni nice yazar-çizerle tanıştıran Kitap-lık Dergisi’nin 46. sayısında (2001.03.13) görüp taratmıştım. Belki nasip olur, bir gün biz de gideriz oralara... Ey saf yürek, esirge beni çimler üzerinde uzanıp göğü izleyen ve şairce düşler kuran günlerim için, esirge bu günlerimi, o günlerin büyük acıları için. M.

"İslam dünyasının yedinci kutsal kenti", yüzyıllar boyunca Moritanya kervanlarının büyük kavşağı olan Chinguetti (Şingetti), Ortaçağ’dan kalan elyazmalarını özel "kütüphaneler"inde koruyor. Kuruluşlar bu hazineleri kumda…

Muallakat ve Şairleri: Bir elin ağza gidişi gibi...

Muallakat (muallakāt), câhiliye döneminde yedi (veya on) şaire ait seçkin kaside koleksiyonuna verilen addır. (Hangi şairlerin şiirlerinin bu derlemeye dâhil edildiği ve sayılarının kaç olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.)
Sözlükte, “bir şeyi diğeriyle irtibatlandırmak, bir şeyle ilgilenip onu beğenmek ve sevmek” anlamındaki alak (alâka) kökünden türeyen muallaka kelimesinin çoğulu olan muallakat “beğenildiği için herkesin görebileceği bir yere asılan, sergilenen şiirler” demektir.

Rivayete göre muallakat, câhiliye devri Arap yarımadasının çeşitli yörelerinde kurulan Ukâz vb. panayırlarda düzenlenen şiir yarışmalarında eleştiri süzgecinden geçerek seçilmiş, keten bezinden yapılmış tomarlara altın suyu ile yazılıp Kâbe’nin duvarına asılmıştır.

Muallakat şairlerinin en eskisi, milâdî VI. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı kabul edilen İmruülkays b. Hucr’dur. Diğerleri bu asrın ikinci yarısında hayat sürmüştür. Bunlardan sadece Lebîd b. Rebîa müslüman olmuş ve İslâm devrinde de …