Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Görüntü-Kitap

Guattari Kafka külliyatından (mektuplar, günlük, kurgular, defterler) istifade ederek, hayatının bir döneminde ‘Bir Kafka Filmi’ çekmeye çalışmış (kitabın ‘sunuş’ yazısında Stephane Nadaud’nun da belirttiği üzere ‘Kafka üzerine bir film’ değil, dikkat, ‘Bir Kafka Filmi’! Aslında bu uyarıyı/düzeltmeyi yapan kişi Guattari’dir…) ve neyse ki başaramamış! Kitap için bir düş antolojisi denilebilir ve Nadaud’nun sunuş yazısıyla açılıp sayısı altmış beşi bulmayan (!) Kafka düşünden geçerek, ‘Davalar ve Yordamlar’ ile ‘Kafka’nın Bandı’ metinlerine ulaşıyor. (Bu iki metin de ’84 yılında dergilerde yazılmış sıkı yazılar.) Kitabın son bölümü ise Notlar. Bunlar Fransız editör tarafından hazırlanmış ve MonoKL editörlerince de aynen korunmuş. Ama bunun öncesinde aradığımız, merak ettiğimiz ve evet, ne yazık ki hayal kırıklığına uğradığımız ‘Bir Kafka Filmi Tasarısı’ bölümünü okuyoruz. Ben kitabın en özel pasajlarını okuyacağımı zannettiğim bu bölümden hiç tat alamadım. Fazla teknik. Ne Bela Tarr’ın …
En son yayınlar

Trajik Anlatı

Aşk Üstüne Dionys Mascolo’nun Türkçe’de yayımlanmış ilk kitabı.Kitap, Edgar Morin’in “Olumsuz Yol” başlıklı önsözü ile açılıyor. Okurken sayısız cümlenin altını çizdim. (Birkaçı aşağıda!) On dört farklı başlık altında incelenen ‘aşk mefhumu’ ile ilgili bölüm sonlarına sonsuz uzunlukta notlar aldım...  Sıkı kitap. ’’ [B]ileşenlerinden dolayı, (aşk) rastlantısaldır. Bir tasarıdır. Tüm bunlar insanı aşkta trajedi vardır demeye mi götürür? Kuşkusuz. Ancak felsefeciye bakacak olursak, trajiğin ele alınması yasaktır ona, kendinden vazgeçmesi dışında.’’ (s. 29)
’’[K]endini tamamen vermek bazı tabiatlara zor gelir. Adeta delilikle burun buruna gelmeyi kabullenmek gibidir, insanın kendisini, kendine yarı yabancı ve içerden savunmasız, aşırı bir sürgünde bulmanın baş dönmesiyle tanıştırır.’’ (s. 50)
’’[M]odern zamanların bütün düşünce akımları arasında, bir tek gerçeküstücülük aşka önemli bir yer ayırır.’’ (s. 55)
’’Hem trajik’ten yoksun bir insan ne olurdu ki?’’ (s. 76)
[“Sahi: ‘eskiden’ [mağaradayk…

“Günümüz Okuyucularına Ön Uyarı”

“(…) Anlatılardan oluşan yapıtımın bu parçasının edebi anlamda gerçekten hangi değerde olduğunu söylemek bana düşmez, fakat onun, en azından birazının, hayatın farklı dönemlerindeki duyguların, hislerin ve düşüncelerin dolaylı bir itirafı olduğunu ve bu nedenle, adı Giovanni Papini olarak tanınan o değişken ve karmaşık kişiyi bir nebze daha iyi tanımaya istekli olanlara azımsanamayacak sayıda suçlama ve savunma yazısı sağlayabileceğini rahatlıkla söyleyebilirim.”
Giovanni Papini, Düşsel Konçerto Cilt-1, Çev. Sinem Carnabuci, MonoKL, 2012.



Dönüşü Olmayan Kitap

“[B]azen, tersine, evde durmaktan çok okulda olmak isteriz, eve dönmek için okuldan ayrılmak istemeyiz. … her zaman, bir şeyden ayrılırız.” (s. 18)
“[G]itmek daima bölünmektir. Sadece ayrıldığımız yer ile gittiğimiz yer arasındaki bölünme değil, bizzat biz de bölünürüz, parçalara ayrılırız.” (s. 19)
“[G]ittiğimizde/ayrıldığımızda asla dingin değilizdir ve okula gitmeden önceki sabah da yine böyledir. Ödevlerimizi eksiksiz biçimde yapsak da, derslerimizi ezbere bilsek de, orada olmadığımız sürece, işlerin nasıl olup biteceğini asla bilmeyiz.” (s. 23)
“Hayvanlar gitmezler, seyahat etmezler. (…) yer ya da bölge değiştirmek ne göç etmektir ne de bir yere dışarıdan göçmektir. Yalnız insanlar seyahat eder/gezer… sadece insanlar gidebilir.” (s. 26)
[ Bu tespit beni üzdü! Ben burada bir özgürlük bir güç bir büyük irade değil, koca bir çaresizlik görüyorum. Hayvanlar gitmiyor/gitmez çünkü buna ihtiyaçları yok. Biz insanlar çaresiz kaldığımız için gitmeye hatta çoğu durumda kaçmaya ihtiyaç duyuyoru…

Şiirin Evreleri

Yunanlar ve Romalılar dünyanın dört evresini altın, gümüş, bronz ve demir çağları diye sıralarken Thomas Love Peacockbu sıralamayı şiirin dünyasına başka türlü uyarlar.
Peacock’a göre, evren gibi şiirin de dört evresi vardır, fakat daha farklı bir sıralama ile: ilki demir çağı, ikinci sırada altın çağ, üçte gümüş ve son olarak da tunç.
İlk çağ olan demir çağı, kaba saba ozanların, yazılı edebiyat henüz yokken, kabile şeflerini sömürmek için kullandıkları şarkımsı şeylerin üretildiği çağdır.
Altın devrin tek bahis konusu Homeros'tur.
Gümüş çağda ise medenî insanın şiiri iki türde eser vermektedir: taklidî ya da özgün. Taklidî şiire örnek olarak Vergilius'un eserlerini gösterir ve özgün şiirlerin de hiciv ve mizah içeren eserler olduğunu söyler ki zikrettiği dönem (olan İsa’dan önce birinci yüzyıl) için hiciv ve mizahın şiire konu olması eskiye nazaran yeni bir soluktur.
Dördüncü dönem olarak nitelediği tunç devrinde ise düşüncelerin, olayların, hislerin etraflıca ortaya konduğu şiir…

Dadaloğlu’nun izinde: Kılıç Kabzasında Kınalı Parmak

Göçe, yerleşik hayata zorlanan Avşarlardan Dadaloğlu, göç sonrasında çok az kalmış kuvvetleriyle Germiyanoğlu Beyliğini yenmelerini konu alan şiirinde,
“Kalktı göç eyledi Avşar illeri Ağır ağır giden iller bizimdir Arab atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir”

demiş. Tomarza’da (Kayseri) doğduğu bilinen (1785) Dadaloğlu’nun ölüm yerinin ise Osmanlının iskân politikası sonucu Türkmen konar-göçerlerinin tarih boyu yaşadığı Toros çevresinin kuzeyinde kalan Sivas Şarkışla (1868) olduğu söylenir.
“Yağmur yağdı da bulandı hava” diye başlayan ve sözlerinden Dadaloğlu’nun geç-dönem türkülerinden biri olduğu anlaşılan eserinde şöyle diyor:
“Dokuz boğum da kargımın boyu Düşmana at sürmek ecdadın soyu Binmiş Abidin’im varıyom deyi Boynu uzun Arap Atlar nice oldu”
1865 yılında Cevdet ve Derviş Paşaların yönetiminde bir Fırka-i İslâhiye kurulmuş ve bölgeye gönderilmiştir. Uzun uğraşlar sonucu başarıyla sonuçlanan hareket için Dadaloğlu bu kez şöyle seslenir:
“Derviş paşa gayrı kına yakınsın Bö…

Zekeriya Tamir — Onuncu Günde Kaplanlar

(Zekeriyyâ Tâmir - “en-Numûru fi'l-Yevmi'l-Âşir”)
Arapçadan Çeviren: B. Leyla Yelken


Orman, kafeste hapsedilmiş kaplandan çok uzaktaydı. Fakat ormanı unutamıyordu kaplan. Kafesin etrafında toplanmış, kendisini hiç işkillenmeden ve meraklı gözlerle izleyen adamlara öfkeyle baktı. İçlerinden tiz sesli biri emreder gibi konuşuyordu;
—Eğer gerçekten mesleğimi, yani hayvan terbiyeciliğini, öğrenmek istiyorsanız, ilk hedefinizin düşmanınızın midesi olduğunu asla unutmamanız gerekir! Bu mesleğin hem çok güç hem çok kolay olduğunu göreceksiniz. Şimdi şu kaplana bir bakın! Vahşi, son derece mağrur, özgürlüğüne düşkün ve çok güçlü. Fakat değişecek, küçük bir çocuk gibi zayıf, sakin ve itaatkâr olacak. Dikkatle izleyin! Elinde yiyeceği olanla olmayan arasında ne fark var, öğrenin!
Adamlar, hayvan terbiyecisi olma yolunda, bu mesleğin liyakat sahibi öğrencileri olacaklarını dile getirdiler. Hayvan terbiyecisi güldü ve alaycı bir şekilde kaplana:
—Değerli konuğumuz nasıllar acaba, keyfiniz yeri…