Ana içeriğe atla

Milât'tan Sonra Şiir


Aşağıda okuyacağınız iki şiir de Beşir Ayvazoğlu yönetimindeki Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanmıştır ve ''Necatigil İçin'', yayımlanmış ilk şiirimdir. Adından da anlaşılacağı üzere, –haddimi aşarak da olsa– ustam olarak kabul ettiğim Behçet Necatigil içindir. ''Giden'' ise hakikatli bir gündüz düşüdür.


İyi okumalar...




NECATİGİL İÇİN

Durup dururken geliveriyor aklıma,
maziden bir kırıklık.
En çok da kahkaha atarken ve tokken
ve temiz havada yürürken.
Alıyorum hınçla kâğıdı kalemi elime,
öfkemi boca edecekken
hâlâ temiz kalabilmiş sayfaya
Tutuyor elimden Necatigil usta:
dur, yapma. 


M. Milât Özçelik
[Türk Edebiyatı Dergisi, 440.]



GİDEN

Teslim olmaktan başka
çaresi kalmamış teraslar
ve ışık istilasındaki yalnız balkonlar
Baştan başa, kurutulmaya bırakılmış
biberler ve kofiklerle boyalıydı

Kimi erken davranan çalışkan kadınlar
toplamaya başlamışken kurularını
Biri gecikmiş olmanın telaşıyla
Mozik ipine özenle geçirilmiş organik kolyelerini
Donatmakla meşguldü geniş terasına
Seçemiyordu bir türlü, acaba,
en çok nereler güneş yer

Bitirince işini, kilitledi arkasından
terasın küçük demir kapısını
Kaderine terk etti
küçük demir kapının ardındaki kolyelerini
ve karşı pencerede bir şairi

Aşağı inerken, evdeki işlerin
hangi birine yetişeyim ben, diye düşünecek
Şimdi arkasına bile bakmadan giderken
hakkında yazılmış bir şiir olduğunu
hiçbir zaman bilmeyecek


M. Milât Özçelik
[Türk Edebiyatı Dergisi, 452.]



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ergin Altay ile Rusçadan Türkçeye Çeviriler Üzerine Bir Röportaj / M. Milât Özçelik

Ergin Altay 1937'de Edirne'de doğdu. Babasının devlet memuru olması nedeniyle çocukluğu Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçti. 1953''te Kuleli Askeri Lisesi'ne girdi. Orada kendi isteğiyle yabancı dil olarak Rusça'yı seçti. 1956'da DTCF Rusça bölümünden mezun oldu. Askeri Lise'de Rusça öğretmenliği yanında Rusça'dan Türkçe'ye çeviri ile ilgilenmeye başladı. İlk çevirisi Yusuf  Ziya Ortaç'ın  "Akbaba"  dergisinde yayınlanan Zoşçenko'dan bir öyküdür. Daha sonraları özellikle Dostoyevski ve Tolstoy başta olmak üzere çeviriler yaptı. Puşkin, Gogol, Çehov, Gonçarov, Lermontov, Gorki, Bulgakov, Turgenyev çevirdiği diğer yazarlardandır. Mesleğini günümüzde de sürdürmektedir.  * Rusçadan Türkçeye çok sayıda kitap çevirdiniz. Neredeyse tüm klasik Rus edebiyatını sizin çevirilerinizden okumak mümkün. Rusça’dan Türkçe'ye yaptığınız çeviriler için neler söylemek istersiniz? Mütemadiyen karşı karşıya kaldığınız so

Bibliyofil Konuşmaları #35: Tuncay Birkan

     Arthur Rimbaud, Van Gogh ve Halit Refiğ. Başka bir isim gelmiyor aklıma: bu yaşıma kadar çok az biyografi(k metin) okudum. Şiirin zehirli tadını erken yaşta keşfettiğim için Rimbaud ve ilk gençliğin trajik hikâyelere olan dolaysız yatkınlığından van Gogh neyse de, Halit Refiğ merakı nereden çıktı? ‘Yeşilçam Sineması’ bir yana, sinemanın kendisiyle bile çok özel bir bağım olmadığı halde tesadüfen edinip okuduğum Refiğ kitabı “Düşlerden Düşüncelere Söyleşiler” (Haz.: İbrahim Türk, Kabalcı Yay., 2001.) yalnızca diğer biyografik anlatılardan değil, okuduğum nice yapıttan daha çok şey öğretmiştir bana –bilhassa 1950 sonrası Türkiye tarihi konusunda. Gerçi okurluğumu hiçbir zaman ‘öğrenme’ ve bilgi odaklı inşa etmedim. Şiirin ve kurgunun yerine göre keskin yerine göre flu sınırlarında gezinmek hep daha cazip gelmiştir bana.   Tuncay Birkan  kitaplarla çepeçevre biri: birkaçını yazıp, birçoğunu yapmış, daha çoğunu okumuş ve okumak için edinmiş biri olarak kendi ‘kâğıt evi’ni kurmayı başa

Muallakat ve Şairleri: Bir elin ağza gidişi gibi...

Etel Adnan Muallakat ( muallakāt) , câhiliye döneminde yedi (veya on) şaire ait seçkin kaside koleksiyonuna verilen addır. (Hangi şairlerin şiirlerinin bu derlemeye dâhil edildiği ve sayılarının kaç olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.) Sözlükte,  “bir şeyi diğeriyle irtibatlandırmak, bir şeyle ilgilenip onu beğenmek ve sevmek” anlamındaki alak (alâka) kökünden türeyen muallaka kelimesinin çoğulu olan muallakat “beğenildiği için herkesin görebileceği bir yere asılan, sergilenen şiirler” demektir. Rivayete göre muallakat, câhiliye devri Arap yarımadasının çeşitli yörelerinde kurulan Ukâz vb. panayırlarda düzenlenen şiir yarışmalarında eleştiri süzgecinden geçerek seçilmiş, keten bezinden yapılmış tomarlara altın suyu ile yazılıp Kâbe’nin duvarına asılmıştır. Muallakat şairlerinin en eskisi, milâdî VI. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı kabul edilen İmruülkays b. Hucr ’dur. Diğerleri bu asrın ikinci yarısında hayat sürmüştür. Bunlardan sadece Lebîd b. Rebîa