Ana içeriğe atla

Trajik Anlatı


Dionys Mascolo

Aşk Üstüne Dionys Mascolo’nun Türkçe’de yayımlanmış ilk kitabı. Kitap, Edgar Morin’in “Olumsuz Yol” başlıklı önsözü ile açılıyor. Okurken sayısız cümlenin altını çizdim. (Birkaçı aşağıda!) On dört farklı başlık altında incelenen ‘aşk mefhumu’ ile ilgili bölüm sonlarına sonsuz uzunlukta notlar aldım... 
Sıkı kitap.
  
’’ [B]ileşenlerinden dolayı, (aşk) rastlantısaldır. Bir tasarıdır. Tüm bunlar insanı aşkta trajedi vardır demeye mi götürür? Kuşkusuz. Ancak felsefeciye bakacak olursak, trajiğin ele alınması yasaktır ona, kendinden vazgeçmesi dışında.’’ (s. 29)

’’[K]endini tamamen vermek bazı tabiatlara zor gelir. Adeta delilikle burun buruna gelmeyi kabullenmek gibidir, insanın kendisini, kendine yarı yabancı ve içerden savunmasız, aşırı bir sürgünde bulmanın baş dönmesiyle tanıştırır.’’ (s. 50)

’’[M]odern zamanların bütün düşünce akımları arasında, bir tek gerçeküstücülük aşka önemli bir yer ayırır.’’ (s. 55)

’’Hem trajik’ten yoksun bir insan ne olurdu ki?’’ (s. 76)

[“Sahi: ‘eskiden’ [mağaradayken!] nasıldı aşk/lar? Pek konforlu olmadığı kesin. Ama daha ‘saf’ olduğu da bir başka kesinlikmiş gibi geliyor bana.” Kitaba düştüğüm milyonlarca nottan biri.]


Dionys Mascolo, Aşk Üstüne, Çev. Atakan Karakış, MonoKL, 2012.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ergin Altay ile Rusçadan Türkçeye Çeviriler Üzerine Bir Röportaj / M. Milât Özçelik

Ergin Altay 1937'de Edirne'de doğdu. Babasının devlet memuru olması nedeniyle çocukluğu Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçti. 1953''te Kuleli Askeri Lisesi'ne girdi. Orada kendi isteğiyle yabancı dil olarak Rusça'yı seçti. 1956'da DTCF Rusça bölümünden mezun oldu. Askeri Lise'de Rusça öğretmenliği yanında Rusça'dan Türkçe'ye çeviri ile ilgilenmeye başladı. İlk çevirisi Yusuf  Ziya Ortaç'ın  "Akbaba"  dergisinde yayınlanan Zoşçenko'dan bir öyküdür. Daha sonraları özellikle Dostoyevski ve Tolstoy başta olmak üzere çeviriler yaptı. Puşkin, Gogol, Çehov, Gonçarov, Lermontov, Gorki, Bulgakov, Turgenyev çevirdiği diğer yazarlardandır. Mesleğini günümüzde de sürdürmektedir.  * Rusçadan Türkçeye çok sayıda kitap çevirdiniz. Neredeyse tüm klasik Rus edebiyatını sizin çevirilerinizden okumak mümkün. Rusça’dan Türkçe'ye yaptığınız çeviriler için neler söylemek istersiniz? Mütemadiyen karşı karşıya kaldığınız so

Bibliyofil Konuşmaları #28: Ali Yaycıoğlu

Malûm, ‘albatros’ denizler üzerindeki kardeşidir şairin: Ozan da benzer o bulutlar kralına oklar, fırtınalarla sarmaş dolaş olan. Düşmüş yeryüzüne yuhalar ortasında, çekeceği var onun dev kanatlarından. (Baudelaire, çev. Abdullah Rıza Ergüven)   Marco Polo’nun maceralarını Kristof Kolomb da okudu, ondan ilham aldı. 24 yıllık uzun bir yolculuktan sonra evine, ülkesine dönüp zengin biri olarak ölen Polo’nun hikâyesini altın elde etme hırsıyla besledi. Seyir Defterleri’nde Çin’e Cathay/Khatay, Japonya’ya Sipangu dedi o da. Dünyanın küçük olduğunu ise Aristoteles ve Avenruiz’den öğrendi...   Calvino’nun Görünmez Kentler’de “cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var...” sorusunun tatmin edici bir cevabının olmayışı gibi, Coleridge’in Yaşlı Gemici’sinin albatrosu neden öldürdüğünün de anlamlı bir cevabı yoktur. Anlamlı olan tek şey aramak ve anlamaya çalışmak olmalı.   Ali Yaycıoğlu  bir tarihçi olarak dünyayı (ya da dünyanın belli bir aralıktaki küçük bir bölümünü, bir kısım ‘düny

Muallakat ve Şairleri: Bir elin ağza gidişi gibi...

Etel Adnan Muallakat ( muallakāt) , câhiliye döneminde yedi (veya on) şaire ait seçkin kaside koleksiyonuna verilen addır. (Hangi şairlerin şiirlerinin bu derlemeye dâhil edildiği ve sayılarının kaç olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.) Sözlükte,  “bir şeyi diğeriyle irtibatlandırmak, bir şeyle ilgilenip onu beğenmek ve sevmek” anlamındaki alak (alâka) kökünden türeyen muallaka kelimesinin çoğulu olan muallakat “beğenildiği için herkesin görebileceği bir yere asılan, sergilenen şiirler” demektir. Rivayete göre muallakat, câhiliye devri Arap yarımadasının çeşitli yörelerinde kurulan Ukâz vb. panayırlarda düzenlenen şiir yarışmalarında eleştiri süzgecinden geçerek seçilmiş, keten bezinden yapılmış tomarlara altın suyu ile yazılıp Kâbe’nin duvarına asılmıştır. Muallakat şairlerinin en eskisi, milâdî VI. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı kabul edilen İmruülkays b. Hucr ’dur. Diğerleri bu asrın ikinci yarısında hayat sürmüştür. Bunlardan sadece Lebîd b. Rebîa