Ana içeriğe atla

Ah Muhsin Ünlü İle Tek Kale Röportaj


Ah Muhsin Ünlü
ile
gidiyorum bu

yu
bilmem kaçıncı
okuyuşum vesilesiyle biraz konuştuk, 
dertleştik.

sonuç aşağıda…



*
sevgi'ler de yarım kafiye.

*
aman abi ne rahatsızlığı, buyur, gir-vur-çık çocukluğumuza.

*
fakat benim 'z' adını taşıyan (aslında saklayan) bir sevgilim var.

*
bana hiç gelmedi. ben de 'açıklayamıyorum'.

*
bense ne dediğim bilinmesin istiyorum.

*
benim annem rasyoneli umursamıyor; neden seviyorum kitapları, anlam veremiyor.

*
benden korkuyorlar diye çok korkuyorum; kızlar!

*
ata'ları sevmiyorum.

*
allah

*
ben de!

*
gringo!

*
ali, at ve bak.

*
3 kere.

*
sevgili vardır. ona kızılır.

*
yeşil vardır. yeşil vardır. yeşil vardır.

*
önemli değil

*
'dan sonrasına diyoruz işte, hayat.

*
benim bünye sadece gündüzleri mühendis.

*
ben de çirkinim; galiba aynaları bu yüzden seviyorum.

*
ama hâlâ zengin sanıyor (ve sayıyor) kendini.

*
benim yolum hep uzun du. okulsuz bir hayat: yalnızlık bu.

*
ninem bile ölecek.

*
bence de.

*
sahi, nasıl buluyorlar o damar'ı?

*
bom!

*
sanat?

*
ben de çok seviyorum.

*
ben açılmak istemiyorum, gizli kalsın istiyorum, irrasyonel bir platoniktir ruhum, böyle değilim, öyle olayım istiyorum, nokta

*
'z' beni sevdiğini bilmiyor. 'z' beni sevdiğini bilmiyor. 'z' beni sevdiğini bilmiyor. 'z'

*
tanımadı kimseyi, ellerim.

*
annem ilkokul bitirdi benim. ne ünlemi?

*
ayakkabılarımı içerde çıkarmak istiyorum. kapım yok daha! evet, ünlem.

*
peki 'z' değil de ben gidersem. yiter mi 'toplum'. biter mi açlık. soru işaret tanımaz.

*
bacaklarını tanırım, iyi apolitiktir.

*
akrabalarımdan bazıları yahudi.

*
sahi, laik mi bizim aşkımız? bu bir cevap.

*
ben konuşunca eşeğim. susunca neyim?

*
beni koru tanrım.

*
ben tüfek kullanmıyorum. çehov'a sattım.

*
çobanlar da seni seviyor demiş miydim?







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ergin Altay ile Rusçadan Türkçeye Çeviriler Üzerine Bir Röportaj / M. Milât Özçelik

Ergin Altay 1937'de Edirne'de doğdu. Babasının devlet memuru olması nedeniyle çocukluğu Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçti. 1953''te Kuleli Askeri Lisesi'ne girdi. Orada kendi isteğiyle yabancı dil olarak Rusça'yı seçti. 1956'da DTCF Rusça bölümünden mezun oldu. Askeri Lise'de Rusça öğretmenliği yanında Rusça'dan Türkçe'ye çeviri ile ilgilenmeye başladı. İlk çevirisi Yusuf  Ziya Ortaç'ın  "Akbaba"  dergisinde yayınlanan Zoşçenko'dan bir öyküdür. Daha sonraları özellikle Dostoyevski ve Tolstoy başta olmak üzere çeviriler yaptı. Puşkin, Gogol, Çehov, Gonçarov, Lermontov, Gorki, Bulgakov, Turgenyev çevirdiği diğer yazarlardandır. Mesleğini günümüzde de sürdürmektedir.  * Rusçadan Türkçeye çok sayıda kitap çevirdiniz. Neredeyse tüm klasik Rus edebiyatını sizin çevirilerinizden okumak mümkün. Rusça’dan Türkçe'ye yaptığınız çeviriler için neler söylemek istersiniz? Mütemadiyen karşı karşıya kaldığınız so

Bibliyofil Konuşmaları #35: Tuncay Birkan

     Arthur Rimbaud, Van Gogh ve Halit Refiğ. Başka bir isim gelmiyor aklıma: bu yaşıma kadar çok az biyografi(k metin) okudum. Şiirin zehirli tadını erken yaşta keşfettiğim için Rimbaud ve ilk gençliğin trajik hikâyelere olan dolaysız yatkınlığından van Gogh neyse de, Halit Refiğ merakı nereden çıktı? ‘Yeşilçam Sineması’ bir yana, sinemanın kendisiyle bile çok özel bir bağım olmadığı halde tesadüfen edinip okuduğum Refiğ kitabı “Düşlerden Düşüncelere Söyleşiler” (Haz.: İbrahim Türk, Kabalcı Yay., 2001.) yalnızca diğer biyografik anlatılardan değil, okuduğum nice yapıttan daha çok şey öğretmiştir bana –bilhassa 1950 sonrası Türkiye tarihi konusunda. Gerçi okurluğumu hiçbir zaman ‘öğrenme’ ve bilgi odaklı inşa etmedim. Şiirin ve kurgunun yerine göre keskin yerine göre flu sınırlarında gezinmek hep daha cazip gelmiştir bana.   Tuncay Birkan  kitaplarla çepeçevre biri: birkaçını yazıp, birçoğunu yapmış, daha çoğunu okumuş ve okumak için edinmiş biri olarak kendi ‘kâğıt evi’ni kurmayı başa

Muallakat ve Şairleri: Bir elin ağza gidişi gibi...

Etel Adnan Muallakat ( muallakāt) , câhiliye döneminde yedi (veya on) şaire ait seçkin kaside koleksiyonuna verilen addır. (Hangi şairlerin şiirlerinin bu derlemeye dâhil edildiği ve sayılarının kaç olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.) Sözlükte,  “bir şeyi diğeriyle irtibatlandırmak, bir şeyle ilgilenip onu beğenmek ve sevmek” anlamındaki alak (alâka) kökünden türeyen muallaka kelimesinin çoğulu olan muallakat “beğenildiği için herkesin görebileceği bir yere asılan, sergilenen şiirler” demektir. Rivayete göre muallakat, câhiliye devri Arap yarımadasının çeşitli yörelerinde kurulan Ukâz vb. panayırlarda düzenlenen şiir yarışmalarında eleştiri süzgecinden geçerek seçilmiş, keten bezinden yapılmış tomarlara altın suyu ile yazılıp Kâbe’nin duvarına asılmıştır. Muallakat şairlerinin en eskisi, milâdî VI. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı kabul edilen İmruülkays b. Hucr ’dur. Diğerleri bu asrın ikinci yarısında hayat sürmüştür. Bunlardan sadece Lebîd b. Rebîa